KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DAMGA

KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DAMGA VERGİSİ ORANI VE SÖZ KONUSU SÖZLEŞMELERDE KEFİL OLMASI HALİNDE DAMGA VERGİSİ ORANINDAKİ FARKLILIKLAR

    I- GİRİŞ

Bilindiği üzere işyeri ve mesken kira sözleşmelerinde kefalet durumuna ve kefaletin cinsine göre damga vergisi oranları değişiklik arz etmektedir. Söz konusu sözleşmelerde kefilin varlığı durumunda ve kefaletin cinsine göre uygulanacak damga vergisi oranları ve dikkat edilmesi gereken diğer hususlar yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

 II- KONU İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde; “Bu Kanun’a ekli (1) sayılı Tabloda yazılı kağıtlar Damga Vergisine tabidir” ifadesi yer almaktadır.

Bu Kanundaki kâğıtlar terimi, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade eder.

Aynı Kanun’a ekli (1) sayılı Tablo’nun I/A-2 pozisyonunda; kira mukavelenamelerinin (mukavele süresine göre kira bedeli üzerinden) binde 1,5 nispetinde damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Sözleşmede herhangi bir kefalet durumunun olmaması halinde damga vergisi oranı yukarıda da belirtildiği üzere sözleşmede belirtilen tutar üzerinden binde 1,5 nispetinde hesaplanacaktır. Fakat bazı durumlar vardır ki mükellefler sözleşmede bir ya da birden fazla kefilin de bulunmasını arzu ederler. Bu gibi durumlarda damga vergisi oranı kefaletin cinsine göre değişiklik arz edecektir.

Kefalet kavramı, asıl borca karşı ödeme yükümlü olan kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde kefil olan kişinin söz konusu yükümlülüğü üzerine aldığını gösteren uygulama olarak açıklanabilir. Bu bağlamda Borçlar Kanunu’nda aşağıdaki kefalet türleri sıralanmıştır.

1) Adi (Olağan) Kefalet

2) Birlikte Kefalet

3) Zincirleme (Müteselsil) Kefalet

4) Kefile Kefalet

5) Rücua kefalet

Yazımızda sadece adi kefalet ve müteselsil kefalet kavramlarının damga vergisi sözleşmelerindeki durumu üzerine bilgi vermekle yetineceğiz.b

Sözleşmelerde kefaletin olması durumu ile ilgili olarak İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Muktezasında;

“a) Sadece kiracı ile kiralayan arasında imzalanan kira sözleşmesine ait damga vergisi; mukavele süresine göre bulunacak toplam kira tutarının binde 1,5 damga vergisi oranı ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak tutar olacaktır.

  b) Sözleşmenin kiracı ile kiralayan yanı sıra adi kefil tarafından da imzalanması halinde, söz konusu kira sözleşmesine ait damga vergisi, mukavele süresine göre bulunacak toplam kira tutarının binde 9 damga vergisi oranı ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak tutar olacaktır.

  c) Sözleşmenin kiracı ile kiralayan yanı sıra müteselsil kefil veya müşterek borçlu tarafından da imzalanmış olması halinde, söz konusu kira sözleşmesine ait damga vergisi, mukavele süresine göre bulunacak toplam kira tutarının binde 7,5 damga vergisi oranı ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak tutar olacaktır.” denilmektedir.[1]

29.04.1926 tarihinde, 359 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 486. maddesinde adi kefalet, 487. maddesinde ise müteselsil kefalet aşağıda belirtildiği şekilde açıklanmıştır.

 
Adi Kefalet: 

“Kefilin borç ile mutalip olması ancak kefalet akdinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkında takibat icra olunup da alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu aleyhinde Türkiye'de takibat icrasının imkansız hale gelmesi ile meşruttur. Alacaklının alacağı kefaletten evvel yahut aynı zamanda rehin ile temin olunmuş olduğu takdirde, adi kefalette kefil borcun evvelemirde merhumdan istifa olunmasını talep edebilir. Fakat borçlu müflis ise yahut borçlunun iflası ilan olunmadıkça rehenin nakde tahvili kabil olmazsa bu hüküm cereyan etmez.” şeklinde;

Müteselsil Kefalet 

“Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir. Bu babın hükümleri, bu nevi kefalete de tatbik olunur.” şeklinde açıklanmıştır.

Bu kavramları biraz açıklamamız gerekirse; Müteselsil kefalet ile anlatılmak istenen; Alacaklının doğrudan doğruya asıl borçluya başvurmaksızın kefil aleyhine takibe geçebilmesidir. Yani bu tür kefalette, alacaklının önünde iki seçenek vardır ve tercih hakkı alacaklının keyfi iradesine bağlıdır. Buna bağlı olarak isterse asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan kefile başvurabilir. Bu durumda kefil, tartışma defini veya önce rehnin paraya çevrilmesi yolundaki hakkını ileri süremez (Borçlar Kanunu madde 487).

Adi kefalette ise kefil önce asıl alacaklıya müracaat edilmesi veya rehinin paraya çevrilmesi def’ilerini ileri sürebilir. Yani, alacaklı önce borçluya başvurmalıdır. Borçludan alacağını elde edemediği takdirde kefile başvurarak alacağının ödenmesini isteyebilir. Bu yolu izlemeyip, doğrudan doğruya kefile başvuran borçluya karşı, kefil borcu ödemeyi reddederek tartışma defi olarak nitelendirilen savunma aracını ileri sürebilir. Asıl borç için kefaletten önce veya onunla aynı zamanda da rehin tesis edilmiş ise, kefil, alacağın önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla karşılanmasını isteyebilir (Borçlar Kanunu madde 486/II.c.1). Müteselsil kefalette bu haktan feragat etmiştir.

Ticaret Kanunu uyarınca, ticari borçlara kefalet, aksi kararlaştırılmadıkça müteselsil kefalettir. Bunun dışında, adi kefalet normal kefalet türü olarak kabul edildiğinden, müteselsil kefaletin kefalet sözleşmesinden açıkça anlaşılması gerekir. Müteselsil kefaletin alacaklıya sağladığı en büyük fayda, borç muacceliyet (takip edilebilirlik) kazandığı an kefile başvurarak alacağını talep edebilmesidir.

 III- KİRA SÖZLEŞMELER’DE DAMGA VERGİSİ HESAPLANMAYAN HALLER

31.12.2004 tarih ve 25687 (3. mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5281 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile 488 sayılı Kanun’a ekli (2) sayılı Tablo’nun “Ticari ve Medeni İşlerle İlgili Kağıtlar” bölümüne eklenen 31 numaralı fıkrasında; dernek ve vakıflarca yerleşim yeri, gerçek kişilerce mesken olarak kullanılmak üzere kiralanan ve iktisadi işletmelere dahil olmayan taşınmazlara ilişkin kira mukavelenamelerinin damga vergisinden istisna olduğu belirtilmiştir.

Bu fıkra ile iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin dernek ve vakıflarca yerleşim yeri olarak veya gerçek kişilerce mesken olarak kiralanmasına ilişkin kira mukavelenameleri istisna kapsamına alınmıştır. Örneğin, bir tacirin iktisadi işletmesine dahil olmayan gayrimenkulünü bir gerçek kişiye kiralaması durumunda, buna ilişkin kira sözleşmesi damga vergisinden istisna olacak, ancak iktisadi işletmesine dahil bir gayrimenkulünü bir gerçek kişiye kiralaması durumunda söz konusu kira sözleşmesi damga vergisine tabi olacaktır.

Aynı bölümün 32 numaralı fıkrasında da; gelir vergisinden muaf esnaf, muaf serbest meslek erbabı ile basit usulde vergilendirilen mükellefler tarafından işyeri olarak kullanılmak üzere kiralanan ve iktisadi işletmelere dahil olmayan taşınmazlara ilişkin kira mukavelenamelerinin damga vergisinden istisna olduğu belirtilmiş olup, bu fıkra ile iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin gelir vergisinden muaf esnaf, gelir vergisinden muaf serbest meslek erbabı ile basit usulde vergilendirilen ticari kazanç sahipleri tarafından işyeri olarak kiralanması durumunda buna ilişkin kira sözleşmeleri istisna kapsamına alınmıştır.

 

 

 IV- KİRA SÖZLEŞMELERİNİN BİRDEN ÇOK NÜSHA HALİNDE DÜZENLENMESİ

Damga vergisine tabi kâğıtlar bir nüsha düzenlenebileceği gibi birden fazla nüsha da düzenlenebilir. Bu durumda her nüsha ayrı ayrı ve aynı miktarda damga vergisine tabi tutulacaktır. Bu konu Damga Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinde aşağıdaki gibi açıklanmıştır.

“Bir nüshadan fazla olarak düzenlenen kâğıtların her nüshası ayrı ayrı aynı miktar veya nispette damga vergisine tabidir. Şu kadar ki, poliçe ve emre yazılı ticari senetlerin yalnız tedavüle çıkarılan nüshaları vergiye tabi tutulur.”

 V- SÖZLEŞMELERİN YABANCI PARA BİRİMİ ÜZERİNDEN DÜZENLENMESİ DURUMUNDA MATRAH

Yabancı para birimi cinsinden düzenlenen sözleşmelerde kullanılacak döviz kuru ile alakalı olarak çoğu zaman tereddütler yaşanmaktadır. Gerek denetimlerimizde sorulan sorular gerekse yapılan tespitler sonucu firmaların sözleşme üzerindeki yabancı para biriminin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası döviz alış kuru ile değerlemesi çoğunlukla karşılaştığımız hatalardan biridir. 35 Seri No.lu Damga Vergisi Genel Tebliği’nde “Vergiye tabi kâğıdın yabancı para cinsinden düzenlenmesi halinde, kâğıt üzerinde yer alan dövizin, kağıdın düzenlendiği tarihteki T.C Merkez Bankası’nca tespit ve ilan olunan cari döviz satış kuruna göre bulunacak Türk Lirası karşılığı üzerinden damga vergisi hesaplanacaktır.” denilmektedir.





Yazıcı Dostu    Daha Fazla Bilgi
Tüm Hakları Saklıdır. © 2010